post

Gelişimsel Yetersizliği Bulunan Çocuk Sahibi Olmak

Gelişimsel yetersizliği olan çocuklarla yapılan eğitim, terapi ve rehabilitasyon çalışmalarının merkezinde ilk önce çocuk vardır. Önce çocuk değerlendirilir teşhis süreci incelenir. Gerekirse yeni yönlendirmeler yapılır ve tıbbi tedavi süreci anlaşılmaya çalışılır, hekimle işbirliğine girilir. Fizyoterapi, konuşma terapisi ve eğitim programları planlanmaya başlanır. Fakat yapılan ilk çalışmalarda aile, asıl çalışma alanına girmez.

Aile ile çoğu zaman; bilgi alma, bilgi verme, başka tetkik, değerlendirme için başka kurumlara, kişilere yönlendirme v.b. çalışmaları yapılır. Ama zaman içinde aileler hızla çalışma alanımıza girmeye başlar. İlk derslerden sonra aileye ödevler vermeye başlarız. İkinci çalışma partneri olan aile ortaya çıkmaya başlar. Zamanla ise asıl çalışma alanımız aileler olur. Çünkü; Uzman/öğretmen çocuğu tanımaya başlar, çocuğun programı/bep’i kısa sürede ortaya çıkar. Uzmanlar/öğretmenler çocuğun sınırlarını bilirler ve buna göre hareket ederler. Ama ailenin sınırları belli değildir ve ilişki dinamikleri hemen ortaya çıkmaz. Bunun için öncelikle aileyi tanımaya başlamak gerekmektedir.
Aileyi tanımak

Farklı özeliklere sahip bir çocuğun annesi babası olma rolü, anne babaların kendi seçtikleri bir durum değildir ve hiçbir anne-baba kendilerini bu role hazırlamaz. Hepimizin yaşadığı gibi çocuklar aileleri için çok önemlidir. Çocuklarımız mutluluk ve üzüntü kaynağımız olabilirler. Çocuklar genelde aileler için kendi düşünce hayal ve amaçlarını gerçekleştirecek bir eser olarak görülmektedir. Aileler farklı özellikleri olan bir çocukları olduğunu ilk duyduklarında karmaşık duygular yaşamaktadır.

Özel gereksinimli bir çocukla çalışmalara başlarken çocuğun ailesini tanımak çok önemlidir. Ailenin içinde bulunduğu sosyal koşullar, çevre şartları ve ruhsal durumlar çocuklarına olan tutum ve davranışlarını belirlemektedir. Öğretmen/uzman çocuk ile çalışırken mutlaka aileyi desteklemeyi de planlamalıdır. Çünkü aile bu durumdan dolayı stres ve sıkıntı yaşamaktadır. Aileyi strese sokan faktörler bulunmaktadır. Bunlar şöyle sıralanabilir;

 

a.Ailenin kurduğu harika çocuk hayalinin yıkılmıştır,

b.Pek çok kuruma ve uzmana başvurma gereği doğmuştur,

c.Çocuğun bakımı zaman, emek ve para gerektirmektedir,

d.Çocuğun durumuna ilişkin edinilen bilginin yetersizliği ve/veya tutarsızlığı durumu söz konusudur,

e.Başkalarına çocuğun durumunu açıklama zorluğu bulunmaktadır,

f.Çocuğun sağlık ya da davranış soruları gibi ek sorunlar göstermesi olasıdır,

g.Çocuğun gelişiminde önemli aşamaları yaşayamama ya da çok geç yaşama durumu söz konusudur.

h.Çevrenin çocuğa ve aileye karşı olumsuz tutum takınması ve buna bağlı olarak çocuktan ve aileden uzaklaşması durumu söz konusudur,

i.Çocuğun eğitimiyle ve geleceği ilgili yaşanan kaygılar vardır. Bütün bunlar ailelerin üzüntülü ve stresli olmalarına sebep vermektedir.
Anne babalara doğru bilgi verilerek uygun bir yaklaşımla iletişim kurulduğunda, ailenin bu beklemedikleri ve hazır olmadıkları duruma uyum sağlamada çok olumlu bir başlangıç yaptıkları düşünülür. Anne babalara sağlanan desteğe bağlı olarak anne-baba kızgınlık, kırgınlık, yalnızlık ve çaresizlik duygularını yoğunlukla ve sürekli yaşayabilir yada çocuğunu destekleyici ve olumlu bir yaklaşımı benimser. Bu olumlu iletişim ve etkileşim anne-babanın çocuğuna karşı olan tutumunun da olumlu olmasını sağlar.
AİLENİN TOPLUMDAN BEKLENTİLERİ

Anne babaları tüm yaşadıkları ile nasıl başa çıktıkları aldıkları sosyal destek ile ilgilidir. Doktorlardan, öğretmenlerden ve aile çevrelerinden aldıkları destek yalnız olmadıklarını hissetmelerini sağlar. Anne-babaların yaşadığı depresyon ve karamsarlık yerini kendine güven, başarma ve mutluluğa bırakır. Yaşadıkları kaygı düzeyinde azalma olur. Bu bağlamda ailelere sürecin başından itibaren destek olunması çok önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir